Popüler Köşe Yazarları (Her Kaynaktan Seçkin Kalemler)

416 Makale
319 Yazar
Adnan Fişenk

Adnan Fişenk

DVT Haber • 4 yazı
Prof. Dr. Hasan Okuyucu

Prof. Dr. Hasan Okuyucu

Haberler.com • 1 yazı
Fahrettin Masum Budak

Fahrettin Masum Budak

Marmara Haber • 3 yazı
Güneş Aksüs

Güneş Aksüs

Köşe Yazıları TR • 1 yazı
Mehmet Fethi Aktürk

Mehmet Fethi Aktürk

Aktürk Haber • 2 yazı
Mustafa Alyaz

Mustafa Alyaz

A Türkiye • 3 yazı
Turgay Sözen

Turgay Sözen

DVT Haber • 4 yazı
Mehmet Yazıcı

Mehmet Yazıcı

DVT Haber • 2 yazı
Önder Güzelarslan

Önder Güzelarslan

Doğayı Dinle • 2 yazı
Prof. Dr. Fatih ÖZATAY

Prof. Dr. Fatih ÖZATAY

Ekonomi Gazetesi • 1 yazı
Seyfettin GÜRSEL

Seyfettin GÜRSEL

Dünya Gazetesi • 2 yazı
Janis Emmanouilidis

Janis Emmanouilidis

Karar • 1 yazı
Çağdaş Ertuna

Çağdaş Ertuna

Milliyet • 1 yazı
Mesut Parlak

Mesut Parlak

Sözcü • 2 yazı
Ebru Doğdu

Ebru Doğdu

Hürriyet • 1 yazı
Serdar Tuncer

Serdar Tuncer

Yeni Şafak • 1 yazı
AHMET ÇAKAR

AHMET ÇAKAR

Sabah • 1 yazı
Süleyman Gülek

Süleyman Gülek

Yeni Akit • 1 yazı
Cengiz YILDIZ

Cengiz YILDIZ

DVT Haber • 4 yazı
Mehmet Akif KARAKOÇ

Mehmet Akif KARAKOÇ

Sanayi Gazetesi • 1 yazı
Aysel YILDIZ

Aysel YILDIZ

İlk Dakika Haber • 2 yazı

Ha bu da bize ders olsun

Küresel likidite bolluğunun sona ermesiyle dış borçlanma imkânlarının daralması, Türkiye’yi 2018-2019 krizine sürükleyen temel kırılganlıklardan biri oldu. Şirketlerin döviz açık pozisyonunun yeniden kritik seviyelere ulaştı. Finansal riskler yalnızca ekonomiyi değil, ülkenin dış politikadaki hareket alanını da etkileyebilecek düzeyde.

Anayasa, fon, ekonomi; durumlar iyi mi?

Anayasa değişikliğine ilişkin farklı senaryolar ve Terörsüz Türkiye süreci gündemdeki yerini korurken, fon skandalı siyasetteki tartışmaları daha da alevlendiriyor. Ekonomik sıkışmışlığın toplumsal öfkeyi büyüttüğüne dikkat çeken değerlendirmeler, seçmenin adalet ve hesap verebilirlik konusundaki beklentilerinin sandığa nasıl yansıyacağı sorusunu öne çıkarıyor.

Aşırı güven iyi bir geleceğin güvencesi olamaz

Türkiye’nin Avrupa savunmasına, tedarik zincirlerine ve bölgesel güvenliğe katkısı, AB ile ilişkilerde elini güçlendiren unsurlar arasında yer alıyor. Ancak Avrupa’nın Türkiye’ye ne ölçüde ihtiyaç duyduğu kadar, Türkiye’nin Avrupa’ya bağımlılığı ve AB’nin alternatiflerini değerlendirme kapasitesi de önemli. “Türkiye’siz Avrupa yapamaz” yaklaşımının gerçekçi bir strateji için yeterli olmayabilir.

18 sektörün 14’ü son iki yıldan ağır hasarlı çıktı

Merkez Bankası ve TÜİK’in sektör bilançoları, son iki yılda reel sektörde aktiflerin reel olarak küçüldüğünü, borçluluğun arttığını ve faaliyet kârlarının eridiğini ortaya koydu. 18 temel sektörün 14’ü bilanço, gelir ve kârlılık cephesinde hasar alırken, imalat sanayii başta olmak üzere kritik sektörlerdeki kayıplar dikkat çekti.

Yapay zekâda sentetik veri ve Türkiye için fırsatlar

Yapay zekâ ekonomisinde geleceğin değerli şirketleri sadece model geliştirenler değil, aynı zamanda modellerin güvenilir biçimde öğrenmesini sağlayanlar da olacak. Türkiye açısından fırsat, dev modeller eğitmekten ibaret değil. Asıl fırsat, güçlü olduğumuz sektörlerde doğrulanmış ve sorun çözen sentetik veri ürünleri geliştirmek.

Aydınlanma öncesi laisizm ve sekülarizm

Laiklik ve sekülarizm farklı kavramlar mıdır? Evet. Kesişen kümelerdir ama aynı değildirler. Bu terimlerin anlamlarının zamanla değiştiğini baştan söylemek gerek. Laik –laicus- teriminin macerası ilginçtir. Başlangıçta “Tanrının halkı” manasında olumlu bir anlam yüklü olan bu terim, Yüksek Orta Çağ’da (MS 476 Batı Roma’nın yıkılışı-MS 1000 veya 1066’da Norman kralı William the Conqueror’un İngiltere’yi istila edişi arasında geçen süre) idiota et illitteratus anlamında kullanılıyor; aptal ve cahil, eğitimsiz Hristiyan manasında. Ancak 14. Yüzyılda –geç bir tarih- laik terimi yeniden olumlu bir anlam kazanıyor. Tepe noktası Gratian’ın Decretum’unda (1140 yılı civarı) geçen Duo sunt genera Christianorum sayılıyor. İki tür Hristiyan var; laikler ve kilise mensupları. Burada laikler –cahil halk- aşağılanıyor çünkü onlar Hristiyanlığın erdemlerini tam olarak kavramaları zaten beklenmeyen bir kitle olarak görülüyor. Fiilen de durum bu çünkü okuma-yazma, hukuk (Latince), muhasebe (aritmetik) neredeyse sadece kilise mensuplarının öğrenebildiği sanatlardı. Örneğin Charlemagne imparator olduğunda adını yazamıyordu.

Besleyelim ama öldürmeyelim

Demokrat Parti’nin son yılları idi. Milli gelir artış hızı yavaşlamış, enflasyon artmış, temel mallarda kısıtlamalar ve ülkede karaborsa başlamıştı. Hükümet tedbir olarak Milli Korunma Kanunu’nu yeniden yürürlüğe koymuştu ve cezalar artırılmıştı. Fiyat tespiti, stok denetimi ve kâr seviyeleri belirlemesi ile ekonomi kontrol edilmeye çalışılmıştı. Yasaya aykırı davrananlara para ve hapis cezaları uygulanıyordu. Ama ekonomi dikiş tutmuyordu. Karaborsa yaygınlaşmış, enflasyon 1958 yılında %15,8 ve 1959 yılında %24,4’e ulaşmıştı. (Enflasyon rakamlarına bakın; hem de o zaman günün TÜİK’i yoktu (!)). Halk, ekonomik zorluklar ve partizan davranışlar yüzünden bunalımda idi.

1 2 3